[if IE]>

AKP, kafasını temizlemeden Amanosları temizleyemez

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, “terörle mücadele konusunda Hükümet ve Ak Parti’nin kafasının karışık olduğunu” öne sürerek, “AKP kafasını temizlemeden, Amanoslar’ı temizleyemez” dedi

Parlamentoda basın toplantısı düzenleyen Vural, Hatay Dörtyol’da 3 subayın şehit olmasına işaret ederek, milletin bu konuda “artık ne yapacaksanız yapın” diyecek duruma geldiğini ifade etti. 3 şehidin olduğu ortamda elbette acıları paylaşmaları gerektiğini belirten Vural, “Bizler bu acıların dindirilmesi için görev yapması gerekenlerin görevlerini yapıp yapmadığını da sorgulamamız lazım. Bu bir sonuçtur. Terörle mücadele anlayışı çerçevesinde bizim de birilerine sormamız gerekiyor; yüreğimiz yanıyor elbette ama acaba TürkiyeCumhuriyeti devleti ve hükümetinin terörle mücadele anlayış ve stratejisi var mıdır- Varsa neden bu mücadele konusunda kayıplarımız artmaktadır. Bunları cevaplandıracak muhatap arıyoruz, sorumluluğu başkalarının üzerine atan değil” diye konuştu.

Vural, iPad’inden, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın 2 yıl önce, “Ne yapıyorsanız yapın Amanoslar’ı temizleyin” sözlerini dinleterek, “Ne yaptın peki- Bunu diyen meğer Oslo’da PKK’nın siyasallaşması için adım atıyormuş. Kim inanır size. 2 yıl önce gaz almak için bu sözleri söylemiştir. Bugün yine koltuğunda oturuyor. Atalay bu tablo karşısında istifa etmelidir. Temizleyemedin. Kim verecek bunun hesabını- Bunun vicdanı sorumluluğunu yerine getirmeyi düşünüyor musun-” diye sordu.

Terörlü Mücadele Yüksek Kurulu, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulduğunu, “terörle mücadelede yeni dönem” dendiğini ifade eden Vural, söylenenlerin ve uygulanan politikaların hiçbirinin gerçekçi bir strateji ve kararlılığa dayanmadığını savundu.

Vural, terörle mücadele konusunda AKP’nin kafasının karışık olduğunu belirterek, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nda 2 yılda 3 müsteşarın görev yaptığını söyledi. Hükümetin içinde terörle mücadele bir devlet politikası olmadığını savunan Vural, “Karpuz gibi… İçeride başka, dışarıda başka konuşmalar yapmaktalar. Zaman ve mekana göre farklı ifadeler, derin bir görüş ayrılığı olduğunu gösteriyor. Başbakan ve Beşir Atalay terörle müzakereyi öne alan bir politika izlemişlerdir. Hükümetin kafası karışık olmasa müsteşar değişir mi- Müsteşarlık ne iş yaptı. AKP kafasını temizlemeden, Amanoslar’ı temizleyemez. Kimin ne görev yaptığı belli değil. Atalay, Müsteşarlık konusunda ‘çatışma olmayacak, ölü doğmayacak’ demişti. Meğer içeride çatışma varmış. Yol haritan İmralı olursa sonuç böyle olur” dedi.

-”ABD’nin istihbaratını milli görüyorlar”-

Uludere olayıyla ilgili istihbarat konusunda farklı noktaya gelindiğini ileri süren Vural, şöyle konuştu:

“Meğer ABD predatörleri tespit etmiş. İstihbarat başka ülkeden gelmiş.

‘Milli’ dediklerine göre, ABD’nin her isteğini milli görüyorlar. Bu zihniyete bakın. Onlara göre millilik kriteri, ABD istek ve arzularıdır. Bunlara göre ABD istihbaratı milliymiş, bu kadar iç içe geçmişler. Bunların açıklığa kavuşturulmasını istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti elbete işbirliği yapar ama güvenlik stratejisi ve istihbaratı milli olmalı. Meclis İnsan Hakları Komisyonu araştırma yaparken, ABD’nin insansız hava araçlarının istihbarat verip vermediği konusunda net bir açıklama bekliyoruz. Verildi mi, verilmedi mi- Komisyon ABD ile irtibata geçerek orada konuyla ilgili hazırlanmış raporların da getirilmesini temin etmeli. TürkiyeCumhuriyeti, yabancı devletin istihbaratı ile operasyon yapar hale gelirse, yabancı ülkelerin Türkiye’yi farklı noktalara götürmesi çok muhtemel olur. Bu tartışma da Türkiye’nin ne derecede yabancı istihbarat kaynaklarına güvenmesi gerektiği konusunda soru işaretlerini güçlendirmiştir. Türkiye terörle mücadelesini adeta ABD’ye havale etmiştir. Onların isteğiyle hareket etmektedir.”

-”Farklı mesajlar verme yöntemidir”-

Ak Parti Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın ifadeleri ve bazı bakanların bunu yalanladığını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Vural,

“AKP’nin çeşitli toplum kesimlerine farklı mesajlar vermek için kullandığı bir yöntemdir. Hükümet ve AKP’nin sıkça kullandığı bir yöntemdir. Bir takım yerlere mesaj vermek istemektedirler. Genel af konusu da bu çerçevede gündeme getirilmiştir. AKP’nin bu yönde kafası gerçekten karışıktır. AKP toplumu bir genel affa hazırlama gayreti içindedir. Arayışlarının devam ettiğini gözlemliyoruz” karşılığını verdi.

Vural, Ak Parti MYK toplantısında yarı başkanlık sistemi eğiliminin belirdiğini söyleyen bir gazeteciye, bu tür tartışmaların tamamıyla bir makam ve mevki arayışının sonucu olduğunu belirterek, Parlamenter rejim içinde parlamenter demokrasiyi güçlendirecek ve eksiklikleri giderecek çözüm arayışlarına öncelik verilmesinin daha iyi olacağını söyledi.

Konunun tartışılmasında Türkiye’nin sorunların çözme gayretini görmediğini ifade eden Vural, “Birileri 3 dönem sonra bir yerlere çıkacak. AKP grubundakiler, ‘ben ne olacağım’ kaygısına girmişlerdir; ‘belediyeyi mi oraya mı buraya mı girsem’ arayışında olduğu için tartışma, milletin gerçek sorunlarını çözme arayışından kaynaklanmıyor” dedi.


Başbakan; çalışana, memura, emekliye istikrarlı sürünmeyi tavsiye ediyor

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural , memura verilmek istenen 3+3′lük zammın günlük 1 çay, 1 simit olduğunu belirterek, “Bu ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Başbakan, çalışanlara istikrarlı süründürme politikası uyguluyor” dedi.

AKP Grup Toplantısında Başbakan Erdoğan’ın vatandaşın gündeminden kopuk ve ilgisiz konuları dile getirdiğinin altını çizen Vural, TBMM ‘de yaptığı basın toplantısında “O bir dünya lideri. Onu dünyanın gündeminden alıkoymamak lazım” diyerek şöyle devam etti:”Grup toplantılarında her türlü aksiyon var ama milletin gündemi yok. Başbakan grup toplantısında hayali rakamlardan bahsetti. Memur zamlarına ilişkin açıklamayı ise soru üzerine yaptı. Bu kadar milletten kopuk bir Başbakan. Adeta diyor ki, ‘ben dünya lideri olmuşum, ne gerek var, ne lüzumsuz işler bunlar, beni uğraştırmayın memurun üç kuruşluk zammıyla’. Memur maaşından bahsedecek yüzü yok aslında. Enflasyon geçen yıl yüzde 12 idi, Başbakan 3+3 teklif ediyor. Vatandaşları Yunanistan ‘ın akıbetine uğramakla tehdit ediyor. Hani Türkiye ‘nin durumu çok iyiydi? Verdiğin maaş oranıyla sen Türkiye ‘nin notunu düşürüyorsun. Yıllardır işsizlik sorununa çözüm bulamadı, işsizler ordusuna yeni işsizler eklemekle tehdit ediyor. Milletle alay ediyor, milleti tehdit ediyorlar. Başbakan Erdoğan’ın hem vatandaşın zekasıyla alay ettiğini hem de ‘Aman ha Yunanistan gibi olursunuz’ diye tehdit ettiğini savunan Vural, “Hani ekonomi çok iyi yönetiliyordu. Nerede ekonomi bakanları ya? Ekonomi o kadar iyi ki, yandaşa, candaşa ihaleler veriliyor, zengine teşvik verince bir şey olmayan ekonomi, memura, emekliye vereceği zam olunca ‘aman haYunanistan’a döneriz’ diye tehdit ediyor. İşsizler ordusuna yeni insanları eklerim diye tehdit ediyor. ‘Böyle zam isterseniz dışarıda sizin işinizi isteyenler var’ diyor. Yani ölümü gösterip sıtmaya razı ediyor. Bu zam da aslında ölümü gösterip, sıtmaya razı etmektir” diye konuştu. Memura teklif edilen maaş zammının zaten 4 aylık süreçteki yüzde 3′lük enflasyon ile eridiğini hatırlatan Vural, “Verilen zam oranı, ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Başbakan, yandaşa dağıtma, çalışanları istikrarlı süründürme politikası sürdürüyor” dedi. Vural, bir süre sonra ”Sayın Başbakan’ın talimatıyla” 3 3′ten yüksek bir rakam verileceğini de iddia ederek, Türkiye kötüye giderse sorumlusunun memurlar olacağının söylendiğini öne sürdü. ”Başbakan vatandaşa istikrarlı sürünmeyi tavsiye ediyor. Vatandaşa sürünme, yandaşa dağıtma” diyen Vural, ”Memurların talepleri, istediği zamlar, analarının ak sütü gibi helal taleplerdir” ifadesini kullandı.

“Bu tiyatro oynandı, aynı sahneler vatandaşa yeniden yutturulmaya çalışılıyor. Kendisine muhafazakar diyen bir hükümet. Bu memurlara artış bile veremedin neren muhafazakar senin? Peygamberimiz ‘Çalışanın alın teri kurumadan emeğin karşılığı verin’ demiş. Bırak alın teri kurumadan ödemeyi, keselerinden yediler. Zulüm değil mi bu, sömürü değil mi? Bunlar bir de aileden bahsederler. Öğretmenler telefon ediyorlar, birbirinden ayrı illerde, ilçelerde çalışmak zorunda kalan öğretmenlerin aile birliğini bozanlar, hangi muhafazakar değerlerden bahsedebilirler. Değerli arkadaşlar karşımızda memurları, emeklileri, çalışanları sömüren bir Başbakan var” diyerek şöyle devam etti:”Hatırlarsınız Başbakan’ın 2002 yılında yaptığı simit hesabını. Bu zam günde 1 simit, 1 çaydır. Bunu da 4 çocuk, 2 ebeveyn 6 altıya bölün. Onu da her öğün için 3′e bölün. İşte bir lokma maaş zammı. Günde 1 çay ve simit yerse ayda 45 lira ediyor. Çayı da bardakla değil, kaşıkla içecekler. Memur Sen de feryat ediyor hükümeti desteklediği için. Zaten bu hükümete güvenmek, inanmak hata. İnşallah bu musibet, bunca zamandır söylediğimiz nasihatlerden etkili olur.” Dedi.

 Vural başbakanın vatandaşa Yunanistan örneğini gösterdiğini,  ancak Erdoğan’ın eski  dostları İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ve eski Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu gibi olacağını iddia etti.

 Başbakan,  Meclis Başkanını bypas etmiş, açığa düşürmüştür

Tutuklu milletvekillerinin durumuna ilişkin Başbakan Erdoğan’nın eleştirdi. Başbakan Erdoğan’ı, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ‘i “Açığa düşürmüştür” diyerek eleştiren Vural şunları söyledi:”Meclis başkanı, ‘dört partinin görüş birliğiyle sorun, yasal zeminde çözülsün’ diyor, Başbakan ‘formüle gerek yok, yargı kararını bekleyelim’ diyor. Meclis Başkanı AKP çoğunluğuyla seçilmedi mi? Tutuklu milletvekilleri olunca ‘yargı kararını bekleyelim’ diyor, MİT olunca yasa çıkarıyor. Başbakanın bu tavrı yargı üzerinde baskı oluşturmaktadır. Yargıçları da sıkıntıya sokmaktadır. Başbakanın ayrıca Engin Alan ‘la da kişisel hesabı var bu nedenle çıkmasını istemiyor.

 Astsubay,  uzman erbaş ve jandarmaların özlük hakları ve ücretleriyle ilgili sıkıntılarının giderilmesi için TBMM’ye kanun teklifi verdik

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve emniyet mensuplarının ücret ve özlük haklarıyla ilgili MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gerekli adımları atmaya hazır olunduğunu ifade ettiğini anlatan Vural, konuyla ilgili hazırladıkları kanun teklifini Meclis Başkanlığına sunduklarını kaydetti.

Vural, askerlik görevini yerine getirirken Terörle Mücadele Kanunu kapsamında hayatını kaybeden yükümlü çocuk ve kardeşlerinin silah altına alınmadığını, bunun subay, astsubay, uzman jandarmalara kadar indirilmesi gerektiğini düşündüklerini bildirdi.

Uzman jandarmaların müracaatlarında lise ve dengi okul koşulu olduğunu ama maaşlarının ortaokul düzeyinde verildiğini anlatan Vural, ayrıca subay, astsubay 15 yıl olan zorunlu hizmet sürelerinin 10 yıla indirilmesi, kanun kapsamında subay, astsubay, uzman erbaşlarla, emniyet teşkilatı mensuplarının çocukları ve kardeşlerinin istekli olmadıkça silah altına alınmamasını teklif ettiklerini dile getirdi. Astsubayların emekliliklerine dönük iyileştirmeleri de içermektedir bu kanun teklifi.

 


Bu milletin diliyle de diniyle de oynamasına müsaade etmeyiz

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adana konuşmasında, ”tek dil demedim, tek din dedim”, Meclis’te yaptığı konuşmada, ”milletimin dili tektir”, Niğde mitinginde ise ”Ne tek dil dedim, ne tek din dedim” dediğini iddia ederek, ”Formülü çözebildiniz mi? Hangi Recep Tayyip Erdoğan? Çözemediniz mi? Sizin gibi 40 akıllı çıksa çözemez” diye konuştu.

 Vural, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, daha önce ”Hangi Erdoğan?” diye sorduğunu ve bunun üzerine de ciltlerce kitap yazılabileceğini söylediğini ifade ederek, ”Bakalım o kitapları ne zaman yazacaksınız?” diye sordu.   ”O, her an kendi söylediklerini yalanlayabilir, ‘ben yapmadım o yaptı’ diyen yaramaz öğrenciler gibi başkalarının üstüne atabilir” ifadelerini kullanan Vural, Başbakan Erdoğan’ın olmayanı olmuş gibi, yapılmayanı yapılmış gibi gösterdiğini iddia etti.   Vural, ”Başbakan yapılanları gizlemek için Gerçeklik Bakanlığı oluştursa iyi olur” diye konuştu.   Türkiye’de en zengin 100 kişinin yüzde 5,7 vergi öderken, asgari ücretlinin yüzde 15 vergi ödediğini ifade eden Vural, bir vergi rekortmeninin 32 bin 150 asgari ücretliye eşit olduğunu söyledi.

Oktay Vural, ”Başbakan, fakirden alıp zengine veriyor. Dolar milyarderleri Türkiye’de artıyor. AKP Hükümetinin siyasal tercihleri zengini daha zengin, fakiri daha fakir” dedi.   Vural, Başbakan Erdoğan’ın 3 ayrı konuşmasında da farklı şeyler söylediğini iddia ederek, bu konuşmaları gazetecilere iPad’inden dinletti.    Erdoğan’ın Adana konuşmasında, ”tek dil demedim, tek din dedim”, Meclis’te yaptığı konuşmada, ”milletimin dili tektir”, Niğde mitinginde ise ”Ne tek dil dedim, ne tek din dedim” dediğini ileri süren Vural, ”Formülü çözebildiniz mi? Hangi Recep Tayyip Erdoğan? Çözemediniz mi? Sizin gibi 40 akıllı çıksa çözemez” diye konuştu.

  Oktay Vural, şöyle konuştu:   ”(Yalan makinesi bunlar) diyor. Yalan makinesi kim acaba? Yalan makinesinin bobinleri yanmıştır herhalde bunları dinleyince. AKP’ye oy veren kardeşlerim; dün ne söylediğini unutan, bugün farklı, yarın da farklı söyleyecek kişinin peşinden nasıl gidilebilir? Başbakan ne istiyor acaba? Televizyonlar 24 saat yayın yapıyor, bunları yayınlıyor; bir Allah’ın kulu da kalksa sorsa ya millet için. Bunlar neden sorgulanmaz, korku mudur acaba?   Milleti çok dilli ve çok dinli bir toplum haline dönüştürüp, dinler bahçesi açanların asıl içyüzü ortaya çıkıyor. PKK ve Barzani ile yapılan müzakerelerde bu toplumu çok dilli bir topluma dönüştürme konusunda görev üstlenmişler. Bu milletin dilini değiştirmek istiyorlar, tezgah budur. Allah indinde tek din İslam’dır. Sana mı kalmış. Sen ne zannediyorsun kendini? Bundan şüphen mi var senin? Senin söylediğine mi bakacağız biz. Bizim hiçbir şüphemiz yok. Ama bugün çok dilli ve çok dinli bir toplum haline dönüştürüp, dinler bahçesi açanların şimdi tek din demesini, bu milleti çok dilli toplum haline dönüştürmek isteyenlerin asıl iç yüzü ortaya çıkıyor. Bugün PKK ile yapılan Barzani ile yapılan müzakerelerde bu toplumu çok dilli bir toplum haline dönüştürmek için görev üstlenmişler. Bu milletin dilini değiştirmek istiyorlar, tezgah budur. Bu ülkenin diliyle ve diniyle oynamak senin görevin de değildir, haddin de değildir. Dilinin de dininin de sahibi bu millettir. Bizim dinimizle, dilimizle, diyanetimizle oynamaktan vazgeç. Sayın Başbakanın bu ifadeleri aslında kafası karışık, zamana ve mekana göre, ortama gören sürekli gömlek değiştiren, ifade değiştiren bir siyasetçinin tipik bir yansıması. Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın. Bu maskeyi siyaseti deşifre etmeye devam edeceğim.”

Milli bayramların kutlanmasıyla ilgili bir soruya ise Vural, “Yakında Kurban bayramında kurban kesmeyi de yasaklayabilirler. Artık milli ve manevi her değerimiz AKP tarafından yok edilmesi, yozlaştırılması, ayrıştırılması gereken değer olarak benimsenmiştir. AKP için milli bayramlar bir milli güvenlik tehdidi haline dönüştürülmüştür. Milli güvenlik tehdidi olarak görülen milli bayramların da millet nezdinde kutlanmasını istemiyorlar. Amaç ve hedef budur. Amaç, bu milleti kökünden tarihinden koparmaktır. Bütün bunlar bilerek istenerek atılan adımlardır” dedi


Biz milliyetçiler 68 yıl önce olduğu gibi bugün de demokrasiyi savunarak, aynı inançla mücadelemizi sürdürüyoruz

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkanvekili Oktay Vural, hükümeti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirerek, Başbakanın Suriye lideri Esad’ı kendisine rakip gördüğü için çekişme içerisine girdiğini öne sürdü.

Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde düzenlenen bir etkinliğe katılmak üzere Ankara’dan uçakla Çorlu’ya gelen MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, buradan karayoluyla Lüleburgaz’a geçti. Hareketi öncesi MHP Çorlu İlçe binasını ziyaret eden Vural, burada basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. “Değerli basın mensupları öncelikle Lüleburgaz’da bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum” diyen Vural, Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in Çorlu ikazının ardından, “Lüleburgaz programı çerçevesinde Çorlu’da

bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. Lüleburgaz’da bir programımız var, Ülkü Ocakları’nın bir programı var. O program çerçevesinde Çorlu İlçe Başkanımızı da ziyaret etme ve bu vesileyle değerli basın mensuplarına kısa bir değerlendirme yapmak istedik, sayın milletvekilimizle birlikte” dedi.

Vural, “Milliyetçiler Günü, önemli tek adamlığın, tek parti yönetiminin olduğu her türlü baskı karşısında demokratik bir şekilde görüş ve düşüncelerini ifade etmek isteyen milliyetçi düşüncenin adeta bir demokrasi mücadelesi verdiğinin başlangıç günüdür. O bakımdan milliyetçi Hareket Partisi, ülkücü ve milliyetçi hareket 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nde 1944 yılında her türlü baskıya, tehdide, şantaja rağmen o baskıcı yönetim karşısında dimdik ayakta durmuştur. Oynanan oyunları haykırmıştır. Her türlü

eziyete maruz bırakılmış olmasına rağmen demokratik mücadelesinden vazgeçmemiştir. MHP olarak biz bugün o mücadelenin oluşturduğu siyasi bir hareket olarak da demokraside mücadelemizi sürdürüyoruz. Aslında demokrasi tarihine bakıldığı zaman milliyetçilerin demokrasiye nasıl sahip çıktığını ve düşünce ve ifade hürriyetini kısıtlamak isteyen her türlü düşünceye karşı nasıl dimdik ayakta durduğuna bütün bu tarih şahittir. Bu çerçevede MHP dün olduğu gibi bugün de Türkiye`deki gelişmeler karşısında daima

demokrasiden, düşünce ifade ve hürriyetinden yana olmuştur ve bu yönel bakıldığı zaman özellikle bugünün baskıcı, tehdit eden yaklaşımı karşısında her zaman hakkın yanında olmuştur” diye konuştu.

“ENGİN ALAN`IN TUTUKLULUK SÜRECİNİN SONLANDIRILMASINI VURGULADIK”

Oktay Vural, “Bu çerçevede MHP olarak biz özellikle milletvekilimiz Engin Alan’ın tutukluluk sürecinin sonlandırılması gerekliliğini vurguladık. Engin Alan maalesef milletvekili olarak tutukludur. Millet iradesini kullanamamaktadır. Bu bakımdan MİT mensupları için, hukukun dışına taşan MİT mensuplarının yargılanmasının önünü kesmek için kanun çıkartanlar bugün maalesef seçilmiş bir milletvekilinin iradesini kullanması için tutuksuz yargılanmasının önünü kapatmaya çalışmaktadır. Hükümetin bu konudaki,

AKP’nin bu konudaki tavrı doğrudan doğruya yargıya baskıdır ve bu tutuklamanın siyasi olarak devam etmesi arzusunun izharıdır. Bu doğrudan doğruya bile adil yargılamaya müdahildir. Çünkü AKP bu konunun çözülmesini istemediği gibi bu konuda maalesef samimi bir tavır sergilenmiş değildir. Bu milletin egemenliğini ve iradesini hiçbir tehdit, hiçbir baskı vesayet altına alamayacaktır. MHP olarak bu konuda kararlıyız” şeklinde konuştu.

“BAŞBAKAN HER ELEŞTİRİYE İDEOLOJİK DİYOR”

Konuşmasında Başbakan Erdoğan’a yüklenen Vural, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sayın Başbakan kendisine yönelik her türlü eleştiri olduğu zaman bunlar ideolojik diyor. Yutmazmış, külyutmaz hoca vardı Hababam sınıfında, o da ben kül yutmam demişti, masanın üzerine çıkıyordu herkes kopya çekiyordu. Hür türlü külü yutanların bu ifadeleri kullanması aslında karanlıkta ıslık çalmaya benziyor. Gerçekten bakıldığı zaman 9 tane vatandaşımızın Marmara gemisinde öldürülmesi sırasında kılları kıpırdamadı, kül yutmam dediler ama 9 tane vatandaşımız öldü. Bütün bu süreçlere bakıldığı zaman

Irak’ta kitle imha silahları var dedi ve kitle imha silahları var dediği Irak’a müdahalenin önünü açtı. Bir de baktık ki Irak’ta kitle imha silahları yok. Kül yutmam diyen Sayın Başbakan, 2010 yılı Aralık ayında bu uluslararası derecelendirme kuruluşlarının kredi notunu yükseltmesini Türkiye’nin ekonomisinin nasıl ileriye gittiğine bir karine olarak göstermişti. O zamanki grup toplantısında şunları söylemişti; ‘Görüyor musunuz işte bazı ülkelerin notunu indirirken Türkiye’nin notunu arttırıyorlar, ekonomi

ne kadar iyi. İşte uluslararası kuruluşlar bile bizi destekliyor’ demişti. Şimdi dün arttırdığı için destekliyor diyenlere şimdi bunlar ideolojik tavır içerisindeler diyor. Hangi ideoloji? Bunu bir açıklasa da hepimiz bir anlasak. Doğrusu Sayın Başbakan işine geldiği zaman her türlü konuyu kendine yontan bir anlayış içerisinde. Bu bakımdan Sayın Başbakanın bu ifadeler karşısında yemezler, yutturamazlar ifadesi karşısında ‘Sayın Başbakan enflasyon yüzde 12 olmuş mu, olmuş. Bunu millete yutturabilir misin,

olmadı mı diyeceksin. Cari açık GSMH’nin yüzde 10′una vardı mı, ne oldu. Olmadığını mı yutturacaksın millete. Memur 6 aydır zam almıyor. 6 aydır zam almayan memura zam aldın diye mi yutturacaksın. Bütün bu süreçleri dikkate aldığımız zaman, ekonomi açısından bakıldığı zaman geriye gidişler var. 2011 yılında bir büyüme oldu ancak bugün Türkiye bir durağan ekonomiye doğru gidiyor. Durağan ekonomide de işsizlik sorunu devam ediyor. Bütün bu sorunları yokmuş gibi gösteren bir Başbakan. Yani illa kendisi pembe

gözlük takmış, her türlü kameranın da, her türlü gözün de pembe gözlük takmasını istiyor. Türkiye`deki gerçekler bunlar. Külyutmaz hafiyelik yerine gerçekleri konuşması lazım ama Başbakan her türlü eleştiride ideolojik diyor. Ya bunun üzerinden siyaset yapılmaz ya da ideolojik diye eleştiriyor ve maşallah medyamızda yemezler, yutturmazlar, one minute kahramanı gibi helal olsun, baksana nas7T mensuplarının yargılanmasının önünü kesmek içılda ağzının payını verdi diyerek buradan da bir kahraman çıkartmaya

çalışıyorlar. Bütün bu süreçlerde tabiatıyla Türkiye’nin ekonomisinin çok da iyiye gitmediğini vurgulamak isterim. Bu gerçekler karşısında daha dikkatli olmak lazım. Başbakan kafasını kuma gömmemeli. Başbakanın bu ifadeleri aslında maalesef biraz karanlıkta ıslık çalmaya benziyor. Durum iyi değil anlaşılan. Çok sert Başbakan bağırıyor, çağırıyor herkes fırça yiyor. Hani dünya ülkesiydik, hani dünyanın en iyi ekonomik performansına sahiptik. Bir kuruluş şöyle kredi ile ilgili bir düzenleme yaptığı zaman

bile onları suçlayan bir tavra giriyor. Neredeyse diyecekler ki bunu aslında muhalefet partileri böyle yazdırmıştır diyecekler. Bu bir tezgah, bu bir oyun aslında belki de şuraya da götürebilir. Bu Türkiye’de ekonomik kaos çıkartmak amacıyla hükümeti devirmek isteyenlerin bir darbe arayışının sonucudur diye bir sonuçta çıkartabilir Allah korusun. Bu konuda gerçekten nereye varacağını bilmiyoruz.”

“SÜT PROJESİNİ DESTEKLİYORUZ”

Gündemi meşgul eden son konulardan birinin de süt meselesi olduğunu kaydeden Vural, “Bu bölgede hayvancılık açısından önemli bir bölge ama süt para etmedi. Uygulanan ekonomi politikaları, tarım politikaları maalesef hayvan üretimini azalttı, hayvan varlığımız azaldı. Dolayısıyla inekleri kesmeye başladılar süt para etmeyince. İnekler kesilince hayvan varlığı azaldı ve bugün her şeyden önce bu süt meselesinden dolayı, süt projesinin ortaya çıkmasından dolayı bizim dikkate almamız gereken birkaç husus var.

Birincisi bu süt projesi zembille mi indi. Yani birden bire kafalarına dank etti, süt içirelim çocuklarımıza mı dediler. Neden yaptılar bunu? Sütçüler perişan, tarım perişan, perişan eden tarım politikası. Tarım politikası perişan olunca süte olan talebi arttırmak için bu bedava süt dağıtımını bir proje olarak ortaya koydular. Bunu doğru buluyoruz, bu proje doğru. Bunun yapılması doğru ama siz hayvancılık politikasını değiştirmezseniz bu da kafi gelmez. Onun dışında rahatsızlananlar oldu bu sefer. Tarım

Bakanı dedi ki ‘Süt meselesi provoke ediliyor’ diye söyledi, çocuklarımızı provokatör olarak ilan ettiler. Yakında Sayın Başbakan da çıkar ‘bunlar ideolojik tavırlardır, çocukların bu konudan rahatsız olması ideolojiktir’ diyerek belki de muhalefet partilerinin çocuklarıdır, onun için böyle yapıyorlar, abartıyorlar demek suretiyle bu eksikliğin üstünü de örtmek isteyebilir. Ama hükümete uyarım süt projesini devam ettirmesi ancak nitelikli, kaliteli bir süt programı uygulanması gerekiyor. Bu bakımdan

hükümetin öncelikli olarak bu sonuçları doğuran sütün niteliği hakkında yeterli bir inceleme yapıp, sağlıklı süt içmelerini sağlamaktır. Bu da ortaya koyuyor ki bir başka sorunumuz daha var; gıda güvenliği sorunumuz. Türkiye’de ciddi bir gıda güvenliği sorunu var. Burada milleti suçlamaya gerek yok. Bu hükümetten herkes azar işitiyor. Sanatçılar azar işitti, gazeteciler azar işitti, çiftçimiz azar işitti, memurumuz, işçimiz herkes azar işitti. Şimdi kala kala çocuklarımıza kaldı, bunları da

azarlıyorlar. Bunlar provokatör, yok psikolojik diye ifade ediyorlar. Bu da hükümetin açıkçası hiçbir şekilde eleştiriye tahammüllerinin olmadığını, demokratik hoşgörü içerisinde davranmadıklarını ortaya koymaktadır” diye konuştu.

“MUHATAP ALDIĞINIZ HER ADIM TERÖR ÖRGÜTÜNÜ CESARETLENDİRİR”

Konuşmasında terörle mücadeleye de değinen Oktay Vural, “Uçağa gelirken öğrendim, 3 tane şehidimiz var, 2 tane polisimiz yaralanmış. Maalesef hükümet, PKK terör örgütüyle müzakere ettiğine ilişkin çeşitli bilgiler geliyordu. Sayın Başbakanın da özellikle ‘PKK silah bıraksa operasyonlar durur’ diyerek PKK ile bir ateşkes arayışı içerisinde yapılan görüşmelerin açıkçası terör örgütünü cesaretlendirdiğini düşünüyorum. Bu bakımdan daha fazla taviz umuduyla terör örgütü bunu bir araç olarak kullanmaya devam

edecektir. Hükümet yanlış yoldadır, hükümet terörle müzakereyi terörle mücadelenin bir parçasıymış gibi koymaktadır. Bu son derece yanlıştır. Barzani geldiği zaman Barzani ile bile PKK’yı görüştüler. Oysa Barzani`ye söylenecek şey; PKK’yı senin topraklarında ya barındırmazsın ya da ben seni barındırmam demesiydi. Esad’a karşı gitmeli diyenler, neden PKK’yı besleyen Barzani’ye karşı hoşgörü içerisinde davranıyorlar. O bakımdan bu endişe vericidir ki, hükümet PKK ile bir müzakere ortamına girmiştir ve bu

müzakere ortamı içerisinde yapılan görüşmelerden daha fazla taviz almak amacıyla da terörün arttırılacağına ilişkin endişelerimiz vardır. Daha önce de böyle oldu. Müzakere ortamı PKK’nın silahı bir dayatma olarak, silahı millete ileri sürmesine zemin hazırlar. Anlaşılan o ki AKP hükümeti bir taraftan terörle mücadele, bir taraftan terörle müzakere koyarken adeta Türkiye’yi kırk katır mı kırk satır mı tercihine yöneltmektedir. Bu milleti bölme projesinin bir taraftan PKK’nın silahlı eylemleri yoluyla bu

millete dayatmak, öte taraftan da PKK’nın silah bırakma karşılığında bir siyasal çözümle bölmek istemek hepsi aynı amaca hizmet eder. Bu bakımdan PKK’nın saldırıları sonucunda şehit olmuş güvenlik görevlilerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Polislerimize acil şifalar diliyorum, ama hükümeti uyarıyorum terörün terör örgütünün demokrasimizi teslim almasına izin vermeyin. Terör örgütünü, PKK’yı besleyenleri muhatap almayın. Muhatap aldığınız her adım, attığınız her adım terör örgütünü cesaretlendirir ve

silahla bu millete her türlü dayatmayı yapar” dedi.

“BU COĞRAFYADA BENDEN BAŞKA OLMAZ DİYE ESAD’I RAKİP GÖRÜYOR”

Vural sözlerini şöyle tamamladı:

“Sayın Başbakan herkesi azarlamaktadır. Sayın Başbakanın o parmağı milletine karşı, herkese karşı kalktı. Çiftçisine, memuruna, gazetecisine, değerli basın mensuplarına söylemedi mi, ‘dükkan senin at bunları’ demedi mi? Çiftçimize ‘ananı da al git’ demedi mi? İşsiz olan biri açım böbreğimi satacağım dediğinde, ‘sakatatçı dükkanı değilim’ demedi mi? Burdur’da iş arayan üniversite öğrencisine ‘ben kimseye iş bulmak zorunda değilim’ demedi mi? Bütün bunlara bakıldığı zaman sanatçılar da ne yaptılar, ‘sanat

yönetmeni belediye görevlisi olmasın’ dediler. Sen misin bunu söyleyen, sen nasıl bunu söylersin, ben seni şöyle yaparım böyle yaparım diye tehdit ediyor. Herkes tehdit altında, herkes baskı altında. S&P’nin açıklaması karşısında ideolojik deyip onları azarlamadı mı? Şimdi ilkokuldaki çocuklarımızı azarlıyorlar. O bakımdan bu sanatçılara yönelik tavır, aslında despot, baskıcı, demokrasiye tahammülsüz, eleştiriye tahammülsüz darbeci bir zihniyetin yansımasıdır. Bu darbeci zihniyetten son olarak nasibini

sanatçılar almıştır. Alamayan kimse var mı? Tüm toplum kesimlerine soruyorum işine geldiği zaman topçularla, popçularla açılım pazarlıyor, işine gelmediği zaman ben seni kapatırım, keserim diyor. İşine geldiği zaman uçağına alıyor basın mensuplarını, işine geldiği zaman havada uçaktan atıyor, dükkan senin at bunları diye söylüyor. Dolayısıyla Esad ile neden biraz çekişme içerisine girdiğini şimdi anlıyorum, herhalde kendisine rakip gördü. Bu coğrafyada benden başka olmaz diye söylüyor. İnşallah bu

demokratik olmayan davranışlar içerisinde olan Sayın Başbakan milletin Başbakanı olduğunu hatırlar. Millete karşı tehdit, milleti tehdit etmek, eleştirenleri tehdit etmek de Türk demokrasinin geldiği bu safhaya yakışmıyor.”

 


Derecelendirme Kuruluşlarına “bana yutturamazsınız” diyen başbakanın sözlerini de millet yutmuyor artık

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Meclis’te düzenlediği basın toplantısına “Hangi Erdoğan” diye başladı. Erdoğan’ın çelişkiler ve bir birini yalanlayan ifadelerini toplamaya kalksa bir ciltlik “Hangi Erdoğan” kitabının yazılabileceğini ifade eden Vural,  başbakanın Offer, NATO Genel Sekreteri Rassmussen, Füze Kalkanı sistemi konularında birbiriyle çelişkili açıklam alarına yeni bir örnek olarak derecelendirme kuruluşlarıyla ilgili yaptığı değerlendirmeyi de kattığını söyledi.  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kredi derecelendirme kuruluşları girdiği polemiğe dikkat çeker , ”(Ben kül yutmam) diyor. O zaman bu cari açık nedir? Bu nasıl külyutmazlık? 9 yıl boyunca dünyanın en büyük cari açığına ulaştık. Ekonomide işsizlik artıyor, kalkınma durgunluğa doğru gidiyor” iddiasında bulundu.

Başbakan Erdoğan’ın 12 Ocak 2010 tarihinde, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu 2 puan birden artırdıklarına ilişkin yaptığı bir konuşmayı basın mensuplarına dinleten Vural, Erdoğan’ın o zaman bu kuruluşları yere göğe sığdıramadığını, ülke ekonomisini nasıl iyi yönettiklerini bu kuruluşların da teyit ettiğini söylerken şimdi aynı kuruluşların kredi not indirimine ise ideolojik davranıyorlar diye veryansın ettiğini söyleyerek  ”Ama şimdi aynı kuruluşlar kötüye gittiğini söyleyince, bu, Başbakan’ın işine yaramıyor. ’Dün dündür, bugün bugündür’ anlayışı…” diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “75 milyonu kucaklıyoruz” sözlerine karşılık, “Allah Başbakan’ın kucaklamasından korusun” diyen Vural şunları söyledi: “Önüne geleni fırçalayan bir Başbakan. Azarlamadığı hiçbir kesim yok. Bu nasıl kucaklama? O sadece kendi yandaşını, candaşını kucaklıyor. Altta kalanın canı çıksın diyor.” Başbakan’ın uluslararası kredi değerlendirme kuruluşunun Türkiye’nin notunu düşürmesini, ideolojik bulduğunu hatırlatan Vural, Başbakan’ın kendisini külyutmaz olarak tanımladığını ve gazete manşetlerinde de Başbakan’ın bu sözlerinin yer aldığını söyledi. Vural: “Nasıl olsa her söylediğim pazarlanıyor düşüncesiyle Başbakan pembe gözlüklü Türkiye’yi bize yedirmeye çalışıyor. İşsizlik artıyor, enflasyon iki haneli olmuş, memuruna 6 aydır zam vermeyen, tüm bunları vatandaşa yutturmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan, ağzına pelesenk olmuş, ‘ideolojik tavır içindesiniz’ diyor her önüne gelene. One minuteçi helal olsun. Tayyibe yutturamazsınız, o bir kahraman. Robin Hood ” dedi. Aynı kuruluşlar tarafından Türkiye’nin kredi notu arttırıldığında başbakanın tavrının ne olduğunu hatırlıyor musunuz diye soıran Vural, Başbakan’ın 2010 yılında yaptığı grup konuşmasında “ Dikkatinizi çekiyorum; kredi notu artışları, ülkemizin krize karşı gösterdiği dayanıklılığın ve Hükümetimizin piyasalara verdiği güvenin uluslararası camia tarafından teyit edildiğinin bir göstergesidir. Muhalefetin kriz tellallığı yaptığı böyle bir dönemde uluslararası kuruluşlar, Türkiye’nin doğru bir yolda olduğunu, başarılı bir kriz yönetimi yaptığını, her geçen gün güven katsayısını daha da artırdığını teyit etmiş oldular.Türkiye 14 ülke arasında yer alma başarısını gösterdi” açıklamasını basın mensuplarına izleterek, “Durum kötüye gittiğinde işine yaramıyor. İşine gelince yutuyor. İşine gelmediğinde ideolojik yaklaşım diyor. Millete bunları yutturamazsın. Yalandan kim ölmüş. Aslında Recep Tayyip Erdoğan pembe gözlük takmış, bize de bu tabloyu yutturmaya çalışıyor. Acaba bu kredi derecelendirme kuruluşu hangi ideolojiye sahip? Hani paranın dini, dili, rengi olmaz diyordu Sayın Başbakan.Keşke kül yutup da, Irak’ta 1 milyon Müslümanın ölümüne göz yummasaydın. Kül yutmasaydın da, BOP’un eşbaşkanı olmasaydın, PKK ile müzakere yapmasaydın. Keşke kül yutmayıp Yahudi cesaret madalyasını almasaydın. Siz kül yuttukça millet sıkıntı çekiyor.

”Hababam Sınıfı” filmindeki ”Külyutmaz” karakterinin bir sahnesini dizüstü bilgisayardan gazetecilere izleten Vural, ”Millete bunları yutturamazsın Sayın Başbakan. Enflasyonun yüzde 12’ye çıktığını, memura 6 aydır zam verilmediğini yutturabilir misin?” diye sordu.

Bugünkü gazete manşetlerinden örnekler de gösteren Vural, Başbakan Erdoğan’ın kredi derecelendirme kuruluşuna gösterdiği tepkiyi gazetelerin övgüyle vermesini eleştirdi.

 Başbakan’ı dolmuşa binmemeye, ara gazı almamaya davet ediyorum” diye konuştu. Tarım Bakanı Mehdi Eker’in “provoke ediliyor” sözlerini de eleştiren Vural, “Öğrencileri provokatör yaptılar. Yakında özel yetkili savcıları da çağırırlar, hükümeti değiştirmeye yönelik faaliyet diye, ideolojik davranıyorlar diye  suç duyurusunda da bulunurlar. Projeyi provoke eden çocuklar kusma taklidi yapıyormuş. Allah korusun çocuklarımızı. Burada düğme doğru iliklenmelidir. Hükümet aymaz bir tavır içindedir. Üstünü örtmek yerine, sorumluların kimse peşinden gidilmelidir.


Yabancılara toprak satışı kapitülasyonlara dönüşüyor

 YABANCILARA TOPRAK SATIŞIINA  İLİŞKİN  OTURUMDA  TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞIIM KONUŞMA

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, bugün aslında çok önemli bir konuyu görüşüyoruz. Biraz önce AKP Grubu adına konuşma yapan Değerli Milletvekilinin ifade ettiği gibi hafife alınacak bir konu değildir. Dolayısıyla, biz bunlar söylendi, bu oyu aldık şu oyu aldık… Bugün eğer İsrail’in kurulduğu topraklar parayla satın alınmışsa, oraya birtakım devletler kurulmuşsa, bu konuda “Ee ne var canım, işte sırf zenginlik olsun diye sattık.” diyenlerin, şimdi nasıl lanetle anıldığını bütün ecdadımız bilmektedir. Dolayısıyla bu tip stratejik konularda milletin menfaatini dikkate almak lazım.

Özellikle çoğunluk partisinin değerli milletvekillerine ve ona oy veren değerli vatandaşlarıma sesleniyorum, basite alınacak bir konuda konuşmuyoruz. Son derece stratejik bir konudur. Dolayısıyla bir ekonomik gücün yabancıların eline geçmesi ve yabancılaşmasının siyasi sonuçları olmuştur, tarihte de olmuştur. Biraz önce bir başka değerli milletvekilinin ifade ettiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında gelir getiren birtakım değerlerin yabancılaşması ve bu yabancılaşma sonucunda ekonomik gücün yabancılara girmesi ve bunun siyasi sonuçları getirdiği tarihimizde yazıldı.

Bu bakımdan, “Toprağa ne olacak? Alacak, götürecek mi?” Toprağı alacak, götürecek değil ama gücü, ekonomik gücün siyasal sonuçları doğurduğunu tarih yazıyor. O bakımdan, bu tip konularda bu tür polemiklere ihtiyaç yok. Bugün, üretim kaynaklarının yabancılaşması dünyanın her yerinde takip edilmektedir. Bugün, eğer bankaların önemli bir kısmı yabancı ise, bu bankaların verdiği krediler yoluyla kendi sanayisini nasıl desteklediği konusu millî bir konu olarak hepiniz tarafından tartışılıyor. Sayın Başbakan bile söylüyordu. “Nedir bu bankalar, niye vermiyor KOBİ’lere?” diye şikâyetlerde bulunuyordu. Onun için, millî gücün unsurlarının, esasının toplumun fertleri elinde olması esas olmalıdır. Bu yönüyle bakıldığı zaman, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası yüzde 74’ü yabancılara ait, sıcak para 120 milyar dolara ulaşmış, ithalat görülüyor, üretiminiz yabancılaşmış. Karar verebiliyor musunuz? İthalat, maalesef üretimi kuşattığı için, bugün, cari açığı azaltmak için bir sürü tedbir almak zorunda kalıyorsunuz. Bunun elbette siyasi sonuçları olmaktadır.

Bakın, tasarruf oranımız, yüzde 24’ten yüzde 12’ye düştü ve bununla yabancıların sıcak para gelmesini, düşük kur, yüksek faizle destekledik, kaynaklarımız aşındı. Ne olur canım, ne gerek var bunlarla niye demiyorsunuz? Şimdi “Cari açığı azaltmak için tedbir almamız gerekir” diyorsunuz. İşte aynı örnek: Toprakları satın, bir şey olmazmış. Bal gibi olur. Bu, ekonomik gücü eline geçirenlerin Türkiye’ye nasıl bir siyasi dayatma yapabileceği hususu, nasıl kendi menfaatleri için başka ülkelere müdahale ettiklerini gayet iyi görüyoruz. Birtakım stratejik şirketlerin stratejik rezervleri, petrol için bu coğrafyayı düzenleyenlerin toprak konusunda da siyasal gücü kontrol etmek istememesinin bir sebebi olabilir mi? O bakımdan, bütün bu gelişmelerin sağlıklı değerlendirilmesi gerekmektedir. Böyle bir mirasyedi gibi, olanı satalım, şunu satalım. Suyu sattınız, sularınız Pepsicilerin, colacıların eline geçti, ne olacak?

Bu şekilde millî piyasalar oluşmaz. Bu şekilde, küreselleşme sürecinde rekabet gücü olan bir Türkiye oluşmaz. Sayın milletvekili diyor ki:  “Bakanlar Kuruluna güvenmek lazım.” Hukuka güvenmek lazım. Bakanlar Kurulu gelip geçici, dolayısıyla Türkiye’nin kaderi bir bakanlar kuruluna güven esasına değil, hukuk esasına göre yapılır. Arzumuz, isteğimiz nedir? Diyoruz ki: “Hukuki ve fiilî mütekabiliyet olsun.” Değerli arkadaşlarım, hukuki ve fiilî mütekabiliyet dikkate alınarak bunları geliştirin.

Ve bu yönüyle bakıldığı zaman toprak satışı konusu önümüzdeki dönemin en önemli alanlarından biridir. Bakın değerli arkadaşlarım, petrol rezervleri üzerinde oyun oynayan büyük güçler bu rezervleri şirket envanterine geçirdikten sonra o ülkelerin düzeni üzerinde oyunlar oynamaya başladılar. Oralarda hâkimiyet alanlarını oluşturmanın asıl amacı, enerji kaynaklarının kaynağında güvenli bölge hâline dönüştürmektir. Bugün, geldiğimiz dünyada da, önümüzdeki dönemde önemli ölçüde gıda güvenliği, gıda ihtiyacı özellikle Orta Doğu ülkeleri için önemli bir sorundur. Bugün, dünyanın çeşitli yerlerinde Arap şehirleri ve Orda Doğu ülkeleri büyük arazileri almakta, bu büyük arazileri işlemek suretiyle kendi ülkelerinin gıda güvenliğini sağlamaktadır.

Dolayısıyla, bugün bu konularla ilgili gelişmelerin stratejik boyutu dikkate alınmadan değerlendirilmesi yanlıştır. Onun için bu toprakları biz işleyelim, onun için bu toprakları da benim çiftçilerim işlesin; ürünlerini satalım onlara. Bu toprakların fakir bekçisi olmayalım; arzumuz, isteğimiz budur. Yeter artık! Sayın Başbakan diyor: “Öz yurdunda garip, öz yurdunda parya!” Necip Fazıl’ın şiirini okuyor ama bugün geldiğimiz bu noktada öz yurdunda garip, öz yurdunda parya oluyor çiftçiler. Ne olacak, bu toprakları kim ekecek, kim biçecek? Onun için, bu konularla ilgili, özellikle toprak satışı olmak üzere, bunu mütekabiliyet esası ve Türkiye’nin stratejik ihtiyaçlarını dikkate almadan “Şuna güvenmek lazım, buna güvenmek lazım.” diye bir yaklaşımla değerlendirmek mümkün değil.

Size şimdi 19 Aralık 2011 tarihinde huzurlarınızda yaptığımız bir tartışmayı burada ifade etmek istiyorum, özellikle AKP’li milletvekili arkadaşlarıma. O gün, orada merkezî yönetim bütçe kanununun son maddesini görüştüğümüz zaman, yine burada mülkiyet satışı konusu gelmişti. Vatan toprağı… O gün, ben, şunları söylüyorum:

“Oktay Vural (Devamla) – Biraz önce, Nurettin Bey… Değerli milletvekilleri, bakın, burada ‘Vatan toprağı satılıyor.’ filan şu meseleler… Vatan toprağı gayriciddiye alınabilecek bir konu değildir…” Vaat edilmiş topraklar falan gibi ben eleştirilerde bulunuyorum ve AKP’nin 2003 yılında çıkarttığı mütekabiliyeti kaldıran, daha doğrusu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen süreci anlatıyorum ve Sayın Canikli, bizim eleştirilerimiz üzerine, AKP Hükûmeti “Efendim, ülkeler, mütekabiliyet karşılıklılık esasına göre bunları yapmıştır.” deyince “Söz veriyor musunuz?” dedim. “Mütekabiliyet esasına göre yapılacağına söz veriyor musunuz? Ben bunu bir söz olarak alıyorum.” dedim. Sonra, Sayın Canikli, yine, burada “Öyle söylemedim, öyle demedim.” diye söyledi yani mütekabiliyet esasını dikkate almayacaklarını söyledi ama değerli milletvekilleri, bakın, burada, Sayın Canikli’nin verdiği bir söz var, bu sözü size okumak istiyorum: “Geleceğe yönelik olarak nasıl olması gerektiği ya da mütekabiliyetle ilgili yapılan tartışmalar bu kapsam dışındadır… Sayın Başkan, ben şuna inanıyorum yani bir yabancının mütekabiliyet şartı olsun ya da olmasın konut alması, Türkiye’de yaşamak amacıyla konut almasında hiç sakınca görmüyorum… Sadece toprak kavramına şiddetle karşıyım.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, bunları ayırmak lazım. Genel ifadeyle bunları değerlendirmek doğru değil. Ben de oradan “Doğru değil sayın milletvekilleri, bu yanlış bir gidişat, lütfen müdahale edin.” diye size sesleniyorum. “Nurettin Canikli (Giresun) – Çünkü Sayın Vural benim adımı ifade ederek gelecekle ilgili, mütekabiliyetle ilgili bir düzenleme geldiği zaman, daha doğrusu mütekabiliyet şartı aranmaksızın toprak satışı konusu… Toprak demeyelim ‘Gayrimenkul satışı konusu…’” Diyor ki: “Toprak dışındaki gayrimenkul satışını mütekabiliyet esasına göre düzenleyelim.” “Toprakta kesin söz veriyorum.” diyor, “söz veriyorum” diyor. Bunu kim söylüyor? O zaman, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Nurettin Canikli söylüyor bu eleştirilerimize karşılık. Dolayısıyla, burada “Gayrimenkul satışıyla ilgili, konut satışı, şunlar, bunlarla ilgili satışlar yapılırken, özellikle bizim her alanda mütekabiliyet aramamız gerekir.” ifademize rağmen, Sayın Canikli “Bu, toprak konusunda olmalı.” sözünü vermişti ama bugün, bakalım bu sözler AKP Grubu tarafından nasıl değerlendirilecek, bu sözler yerine getirilecek mi getirilmeyecek mi? Yoksa “Sözler geçmişte  söyleniyor, havada uçuyor.” diye bakarsak değerli kardeşlerim, unutmayalım ki tutanaklar şehadet ettiği kadar, gözler ve kulaklar da şehadet edecektir.

O bakımdan, mütekabiliyet şartı kaldırılmadan bu esaslar dâhilinde bir düzenleme yapılmasının, fiilî ve hukuki mütekabiliyet esaslarına göre toprak satışlarının dikkate alınmasının daha doğru olacağını ifade ediyor ve bu düzenlemeye karşı olduğumuzu belirtiyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum.

 


Başbakan bu milletin mürebbiyesi değildir

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tiyatrolarla ilgili açıklamalarını eleştirdi. Başbakan Erdoğan’ın son günlerde, sanattan edebiyata, spordan siyasete, eğitimden kültüre her konuyu değerlendirdiğini belirterek, şunları söyledi:

“Sanatçı oldu, sporcu oldu, eğitimci oldu, iktisatçı oldu ve herkese de ders verdi. O büyük usta çünkü. Büyük usta her şeyi bilir, her şeyin en iyisini yapar. Recep Usta, tiyatrolar ve sanatçılar konusunda da yerden göğe haklıdır. Çünkü Türkiye’de hiçbir oyuncu ondan daha iyi yapamaz; o oyunları Oscarlık oynar. Onun oyunları Bağdat’tan Şam’a, Tahran’dan Kahire’ye, Brüksel’den Davos’a, Washington’a kadar kapalı gişe oynar. O her türlü emperyal dekoru getirtir, allar pullar, hiç sıkılmadan bir de oyunu
‘millet’ adına, ‘İslam’ adına dahi oynadığını söyleyebilir. Oynadığı bu güzel rol için de Washington’dan, Brüksel’den, Papa’dan, dış kaynaklı basından bol bol övgüler alır, alkışlayanlar olur. Türkiye’nin, Ortadoğu ve Balkanların en iyi rol kesicisidir Recep Tayyip Erdoğan. O, büyük Ortadoğu tiyatrosunun BOP ve Yahudi Cesaret Madalya ödüllü tek Müslüman lideridir. O, role bürünen gerçek bir sanatçı değil; rol kesen, hayatın gerektirdiği gerçek davranışları ‘mış’ gibi oynayan bir avantürdür.”

-“ASLINDA BUGÜN NE GİYSEM PROGRAMI SANIRSINIZ FORMATINI ORADAN ALMIŞ”-

“Aslında Bugün Ne Giysem programı sanırsınız formatını oradan almış” diyen Vural, “Her gün yeni bir maskeli siyaset. Ama inanıyorum ki bu millet çok yakında ona da bizimle değilsin diyecek” dedi.Vural, Başbakan Erdoğan’ın, kimi zaman demokratmış gibi, kimi zaman liberal gibi, kimi zaman cumhuriyetçi, kimi zaman muhafazakar, kimi zaman solcu, kimi zaman milliyetçiymiş gibi yaptığını savunarak, “Dün Özal için ‘lanetle anılacak’ der, bugün ‘yaptığı hizmetlerinden dolayı rahmetle andığını’ söyler. Dün Türkeş’i ‘eli kanlı, kafatasçı’ olmakla suçlar, bugün Türkeş ismini partisinde milletvekili yapar. Dün Demirel’e ‘sahip olduğu engin devlet tecrübesinden faydalanmak istiyorum’ der, bugün Demirel’i yerin dibine sokar. Her küpe girer, her gün bir gömlek değiştirir. 12 Eylül’ün top oynayıcısıdır, 12 Eylül’le ilgili mağduriyet edebiyatı yapar. 28 Şubat’ın kaçkınıdır, Erbakan’ı arkadan hançerleyenidir, 28 Şubat’ın mağduruymuş gibi olur. 27 Nisan’ın ipine sarılır, 4 Mayıs’ta darbeciyle mezara gidecek sırları paylaşır, bugün 27 Nisan’ın bir darbe olduğunu ifade eder. Sanırsınız ‘Bugün Ne Giysem Programı’ formatını ondan almış. Her gün yeni bir maskeli siyaset. İnanıyorum ki millet ona da ‘bizimle değilsin’ diyecek; layık olduğu yere gönderecektir” diye konuştu.

 BIG BROTHER BENZETMESİ

Başbakan Erdoğan’ın herkesin kendisine ram olmasını istediğini ileri süren Vural, “Kimse onu eleştirmesin. Hiç anlamadığı sanat konusundaki keyfiliklerine sanatçılar bile sessiz kalsın, eleştirmesin. O, haşa her türlü eleştiriden münezzehtir. O her şeyi bilir, her şeyden anlar. O artık aslında 1984′ün George Orwell’in ortaya koyduğu Big Brother var ya, işte bugün Big Brother, Recep Tayyip Erdoğan. Herkesi gözetler, medyayı azarlar, muhalefeti susturmak için her türlü tezgahı yapar, sivil toplum

örgütlerine baskı uygular, spor kulüplerinin transferine, federasyon seçimlerine kadar müdahale eder. O artık hayatımızın her alanındadır. Biliniz ki Big Brother sizi izliyor, gözlüyor. ‘Sakın ola ki bana soru sormayın’ diyor. O parmağını millete sallıyor. O parmağıyla milleti korkutuyor” dedi.

 ’Kimse bize mürebbiye gibi parmak sallaması’ diyen, her gün kendisini eleştirenlere parmak salladığını belirterek Başbakanın bu milletin mürebbiyesi olmadığını belirten Vural  ”Kendisini eleştiren yazarları köşelerinden kovduruyor. Kendi iktidarını eleştiren kitapları yazılmadan toplatıyor. Kendisine ayağa kalkmadığı için yıllarca terörle mücadele etmiş komutan olan Engin Alan’a ‘bedel ödettiğini, içeri tıktığını’ söylüyor. İşçiye ‘ben sana iş bulmak zorunda değilim’ diye azarlıyor” diye konuştu.

“KÖKÜ ABD PROJELERİNDE, GÖZÜ İKTİDARDA”

Vural, İktidarın demokrasiyi bir araç olarak gören, eline geçirdiği güçle kendisi gibi düşünmeyenleri ezmeyi hedefleyen ‘darbeci bir zihniyet’ olduğunu savundu.

Başbakan Erdoğan’ın bir konuşmasında, ‘Kökü mazide, gözü atide bir partiyiz’ dediğini belirten Vural, “Sevgili gençleri uyarıyorum; bunlara inanmayın. 9 yıldan bu yana Türkiye’yi yöneten bu iktidarın kökü başka yerdedir, gözü başka yerdedir. O kelimeleri kuran adamın kökü ABD projelerinde, gözü yalnızca iktidarda” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın ‘muhafazakarlık ve dindar gençlik yetiştirmekten’ bahsettiğini belirten Vural, “Bugüne kadar ne yaptın sen? Sen kimi kandırıyorsun? Hangi muhafazakarlıktan bahsediyorsun sen? Irak’ta 1.5 milyon Müslüman’ın kanına giren ABD’nin uşaklığına savunan, onun BOP eş başkanı olmaktan gurur duyan birisi bunları nasıl söyleyebilir ya? Bir de ‘Öz yurdunda garip, öz yurdunda paryasın’ diyen Necip Fazıl’a gönderme yapıyor ve öz yurdunda parya olmadığından dem vuruyor. Maalesef öz vatanımızda garip, öz vatanımızda parya durumuna düşürüldük. Türkiye bugün bir ithal cenneti oldu. Bugün Türkiye BOP çerçevesinde Müslümanlar arasında fitne fesadı ve işgali savunan bir Türkiye haline dönüştü” dedi.

Vural, Başbakan Erdoğan’ın sanat dünyasını kontrol altına almak istediğini belirterek, “Senin neren muhafazakar, sen neyi muhafaza ettin” şeklinde seslendiği Başbakan’ı şu sözlerle eleştirdi: “İran, Irak, Suriye’ye Recep Tayyip’i sor bakalım. ABD’nin Ortadoğu şubesi diyecekler. Renksiz bir Türkiye oluşturmak isteyen, herkesi susturmak isteyen Evren’in müsveddesi gibi davranan bir zihniyet.Başbakan işine geldiği zaman çağırıp açılım pazarlar. İşine gelmediğinde de azarlar” dedi.


Yeni Anayasa milletin değerleri ve ihtiyaçları üzerine bina edilmeli

MHP Grup Başkanvekili Vural yeni Anayasa hakkında konuştu. Vural ”Anayasa eğer bir millet egemenliğini ifade edecekse hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistemde, bu milletin temel ihtiyaçlarının anayasada esas alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Anayasa eğer bir millet egemenliğini ifade edecekse hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistemde, bu milletin temel ihtiyaçlarının anayasada esas alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Vural, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Prof. Dr. M. Lütfü Çakmakçı Kültür Merkezi’nde, Politika ve Tasarım Kulübü tarafından düzenlenen, ”Yeni Anayasa Sürecinde Türkiye” konulu konferansta, MHP’nin 2007 yılında yeni bir anayasa hazırlanması için komisyon kurulması yönünde teklifte bulunduğunu söyledi.

BU MİLLETİN TEMEL İHTİYAÇLARI KARŞILANMALI

Vural, o tarihten bir yıl sonra iktidarın siyasi partilere komisyon kurulması çağrısında bulunduğunu ve buna yanıt veren tek partinin MHP olduğunu ifade etti.

Yeni dönemde anayasada ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini açık yüreklilikle söyleyen bir parti olduklarını dile getiren Vural, ”Anayasa eğer bir millet egemenliğini ifade edecekse hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistemde, bu milletin temel ihtiyaçlarının anayasada esas alınması gerektiğini düşünüyorum. Milletin değer yaklaşımı, ihtiyaçları üzerinde yükselmeyen bir anayasa bu milletin ihtiyaçlarına yanıt vermez” diye konuştu.

Anayasanın dayanması gereken hususun milletin iradesi olduğunu vurgulayan Vural, şunları söyledi:

”Milletin egemenliği bölünemez. Milletin varlığı tartışılamaz. Bu topraklar üzerinde yeni bir millet ya da yeni bir devlet oluşturma yapısının temel taşlarını koyamaz. Biz tarih boyunca var olmuş bir milletsek bu milletin sahip olduğu değerler ekseninde sorunları çözebilecek bir anayasa yapmamız gerekiyor. Bu temelleri yok sayan soysuz, ilkesiz, birilerinin gelip bize dışarıdan ithal etmek istediği ‘Siz şöyle bir millet olun’ diyerek ortaya koyduğu girişimlerin hepsi üzerimizde oynanan bir oyundur.”

Gücün, her alanda müdahalede bulunduğu bir ortamda bireylerin özgürlüğünden bahsedilemeyeceğini dile getiren Vural, şunları kaydetti:

”Çünkü biz diyoruz ki, ‘hak haklının olmalı, güçlünün olmamalı.’ Yasama yürütme ve yargı güçlerinin giderek tek bir güç haline dönüşmesi bizim özgürlüklerimizi tehdit eder hale geliyor. Eğer yasama, yürütme karşısında bağımsız değilse bu sistemi demokratik olarak adlandırabilir miyiz? Parlamenter sistemde yasama, yürütme ve yargının sağlıklı işlemesini temin etmemiz lazım.”


Başbakan dış politikada Korsakof sendromunu yaşıyor

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nde ‘Anayasa Sürecinde Türkiye’ konulu konferans vermek için Isparta’ya gelen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, parti il binasında düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi.

Başbakan’ın dış politikada başarılardan bahsederken ‘korsakof sendromu’ gibi olmayanı olmuş gibi gösterdiğini aktaran Vural, şöyle konuştu: “Ne başarısı yahu. Irak bölünüyor Barzani muhatabımız oluyor; Suriye, İran düşmanımız oluyor. Ermenilerle protokol imzalıyorlar, Azerbaycan ile problemimiz oluyor. Nerede başarı? Korsakof sendromudur. Olmayanı olmuş gibi atlatmaktır. Olmayanı olmuş gibi anlatıyorlar, hangi hayal, hangi onurlu duruş? Onurlu durmaktan bahsediyor, ama maalesef Dubai’de bir milyar dolarlık kredi karşılığında Irak’ın kuzeyine askere müdahale etmeme talimatı veriyor. Irak’a asker göndermek için gidip Bush’la at pazarlığı yapan kimdi ya? Artık dış politikada dostlar düşman düşmanlar dost oldu. Kala kala Barzani’ye kaldık. Türk dış politikasının yol arkadaşı artık Barzani. Onlar da bu coğrafyada bir Kürdistan oluşturma fikrini nasıl gerçekleştiririz onun için çabalıyorlar.”

Türk dış politikasının bu yönüyle battığını savunan Vural, sözlerine şöyle devam etti: “Çok önemli sorunlar var. AKP ve CHP gruplarını görüyorsunuz, bunların ikisi de milletin gündeminden uzaktır. Türkiye’nin meselesini tartışmıyorlar. 1940′lara gidiyorlar. O ona vuruyor o ona vuruyor. Kayıkçı kavgası yapıyorlar. Vudu vudu musunuz siz? Dolayısıyla bu iki partinin grupları horoz dövüşüyle milletin gündeminden uzak, adeta CHP de AKP’nin değirmenine su taşıyor, Türkiye’nin meseleleri tartışılmıyor.”

DEMİREL HATIRLATMASI

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e atfen Başbakan Erdoğan’ın sürekli ‘Dün dündür bugün bugündür’ diye konuşma yaptığını anımsatan Vural, aynı Başbakanın, Başbakan olduktan hemen sonra Demirel’i ziyaret edip ‘Engin devlet tecrübelerinden faydalanacağız’ açıklamasını da tabletten izletti.

Oktay Vural, “17 Kasım 2002 günü engin devlet tecrübesinden faydalanmak istiyorum dediği Cumhurbaşkanı’na seçim meydanı mitinglerinde ‘otur oturduğun yerde’ demektedir. Görüyorsunuz, Allah kimseyi sözleriyle imtihan etmesin. Şimdi kim dün dündür bugün bugündür diyor. Dün engin devlet tecrübesinden faydalandın şimdi ne oldu?” şeklinde konuştu.


AKP, BDP ve CHP parlamentoda hep birlikte İmralı -Kandil hattını açtı

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nde ‘Anayasa Sürecinde Türkiye’ konulu konferans vermek için Isparta’ya gelen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, parti il binasında düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi.

Vural, terörle mücadelede PKK ve BDP’nin lokomotif, AK Parti’nin vagon olduğunu öne sürdü. Bu durumu esefle karşıladığını ifade eden Vural, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terörle mücadelede yeni dönem diye Parlamento’ya sevk ettikleri Öcalan’la İmralı’da görüşen avukatların İmralı ve Kandil arasındaki hattını kesmek ve terör örgütünü yönetmesini engellemek amacıyla kullanılan avukatlara yönelik görüşme yasağına ilişkin kanun teklifindeki madde dün BDP, AKP ve CHP’nin birlikteliğiyle kaldırılmıştır. Bu ne pis bir oyundur. Ne oldu ey Recep Tayyip Erdoğan ne oldu? Yine müzakereye başladınız değil mi tıpış tıpış. Yine müzakere ediyorsunuz evet. Size kim çektirdi bunu soruyorum. Terör örgütüyle avukatları görüşecek, İmralı-Kandil arasında hat kuracaklar, terör örgütünü yönetmeye devam edecekler, bunu önlemek için getirilen kanun teklifini AKP geri çekecek. İşte pis ve kirli pazarlıklar devam ediyor. Terörle mücadele ediyormuş. Böyle mücadele edilmez.”

“Bunların terörle mücadele niyeti yok.” diyen Vural, şunları söyledi: “Bugün lokomotif PKK ve BDP, vagonda AKP var ve bunun da yolu ABD’de yapılmış. Hatırlayınız Haberal’ın annesi rahatsızken bu kanun teklifi verildi, aylarca beklettiler, rahmetli oldu sonra çıkartmaya çalıştılar. Bekletmenin amacı meğerse PKK ve BDP’nin istek ve arzusuymuş.”


  • Share |
  • Copyright © 1996-2010 Oktay Vural. All rights reserved.
    iDream theme by Templates Next | Powered by WordPress